İşinize çok yarayacak hafıza geliştirme tekniği

İnsan oğlu birbirinden farklı yeteneknelere sahip olarak dünyaya gelmiştir. Bu yaratılışdaki en kusursuz sayılacak ve enbüyük nimetlerin başında beynimiz gelir. Aslında her insan özrü olmadığı sürece aynı zekasal niteliklere sahiptir. Başkalarını birçok insandan farklı kılan en önemli özellik beynini nekadar iyi kullandığıdır.

Alt kısımda paylaşacağımız yazıda beynimizi geliştirmeye yönelik bir teknikden bahsediliyor.

Bazı şeyleri hafızanızda tutmakta zorlanıyor olabilirsiniz. Bu hazırlandığınız sınavınıza dair bilgiler, marketten almayı planlayıp eve döndüğünüzde almadığınızı fark ettiğiniz bir şey ya da geçmişe dair anılarınız olabilir. Fakat bu teknikle hatırlamak istediklerinizi, eskisinden çok daha başarılı bir biçimde hafızanızda tutabilirsiniz.

Çalışmalar gösteriyor ki, güçlü hafızanın doğuştan gelen yetenekle hiçbir ilgisi yok. Her şey aslında beynimize verdiklerimizle ya da teknik ve uygulamayla alakalı diyebiliriz. Eğer beynimize gerekli egzersizleri yaptırırsak, bize mutlaka karşılığını verecektir. Geçtiğimiz günlerde ‘Neuron’ dergisinde yayınlanan bir çalışmada, beyinlerini düzenli olarak bir teknikle çalıştıran ve hafıza oyunlarıyla zihinlerini zorlayan “bellek sporcuları”nın beyinlerinde yeni sinir bağlantılarının geliştiğinin ve bu bağlantıların beyin egzersizlerini devam ettirmedikleri takdirde bile dört ay sonrasında hala sağlam kaldığı ifade ediliyor.

Bazılarımızın bellek testlerinde diğerlerimize oranla daha başarılı olmaları aslında pek de tesadüfi değil. Fakat araştırmacılar, geçtiğimiz günlere dek tam olarak hangi sebeplerden dolayı bazılarımızın bellek testlerinde daha başarılı olduğundan emin değildi. Bu soruyu yanıtlayabilmek için Danimarkalı bir grup nörobilim uzmanı, hafıza sporcularının beyinlerini, pek zihin egzersizi yapmayanlarla karşılaştırdı. Araştırmacılar zihin egzersizi yapmayanları, kısa dönem hafıza çalıştırma tekniği uygulayacak bir takım, stratejik bellek egzersizleri yapacak bir takım ve hiçbir teknik uygulamayacak olan bir takım olmak üzere üç farklı gruba ayırdı. Eğitime başlamadan önce, katılımcıları 72 rastgele sözcük grubunu ne kadar iyi hatırlayabildiklerini görmek için test ettiler. Sonraki haftalarda, bir yandan eğitimlere devam ederken diğer yandan da yeni bir takım sözcüklerle test edilmeye devam ettiler.

Araştırmacılar, stratejik hafıza eğitimi alan grubun kelimeleri hatırlamada büyük ilerleme kaydettiğini bulguladı. Aslında stratejik hafıza grubu ortalama 35 ek sözcüğü hatırlamayı başarabildi; 11 kelime daha fazla hatırlayabilen kısa süreli eğitim grubu takip ederken ve ortalama 7 kelime daha fazla hatırlayabilen hiçbir eğitim uygulanmayan grupla karşılaştırıldı. Dört ay sonrasında üç grubun üyelerinin hepsi tekrar test edildi. Stratejik eğitim grubu en yüksek sayıda kelimeyi hatırlayarak yine öne çıktı. Bu sırada araştırmacılar, katılımcıların beyinlerini çalışma boyunca çeşitli noktalarda tarıyorlardı. Taramalar eğitim sonlandıktan hemen sonra ve dört ay süre geçtikten sonra stratejik antrenman yapan grubun, hafıza sporcularında görülen sinir bağlantılarına çok benzeyen bağlantılara ve eğitim başlamadan önce sahip olduklarından da daha fazla bağlantıya sahip olduğunu gösterdi. Dolayısıyla bu çalışmaya göre, stratejik hafıza eğitimi etkilerini hemen ve uzun vadede göstermekte.

Peki nedir bu teknik?

Araştırmacıların stratejik bellek eğitim grubunda kullandıkları yöntem “loci methodu” olarak bilinmekte. Hafıza yarışmaları katılımcılarının çoğu tarafından ve özellikle turnuvalara hazırlanılırken kullanılan bu beyin eğitim methodu, yüzyıllardır kullanılmakta. Hatta eski Yunanlılar ve Romalılar tarafından bile kullanıldığı bilinmekte. Bellek besleyici ipucu olarak tarif edilebilecek yöntem, aslında hatırlamak istenilen bilgiyi zihnimizde mekanla ilişkilendirmeye dayanıyor. Yani zihnimizde saklayacağımız bilgileri, iyi bildiğimiz yerlerle ilişkilendirerek; hafızamızda uzun süreli muhafaza etmemizi sağlamakta. Bu tanıdık yer genellikle evinizden işyerinize veya okuldan çıktıktan sonra yürüyüş yaptığınız yerler olabileceği gibi, evinizdeki belirli bir oda da olabilir. Latince’de loci kelimesi ‘yer’ anlamına gelmektedir. Sherlock dizisini izleyenlerin aslında tanıdık oldukları bu yöntem, dizide de sıklıkla geçen “memory palace” yani -bellek sarayı- diye bilinen şeyi ifade etmektedir.

Bu yeri oluşturduktan sonra, hatırlamak istediğiniz sözcükleri zihninizin gözüne koyarak bu sözcük ve yer arasında bağlantıları kurmaya başlayabilirsiniz. Örneğin hafıza sarayımızın evimizle otobüs durağı arasındaki yürüme mesafesinde olduğunu varsayarsak, hatırlamak istediğimiz kelimeler de kağıt, ördek ve telefon kelimeleri olursa; kaldırımdaki kağıtların geri dönüşüme hazır olduğu, göletteki ördeklerin görüş alanınızda bulunduklarını ve yol üzerindeki ikince el telefon dükkanını hayal edebilirsiniz. Bu hayali istediğiniz kadar sözcükle çoğaltarak, bellek sarayınızı bu sözcüklerin görüntüleriyle doldurabilirsiniz. Bu teknikle düzenli olarak eğitilen hafıza sporcuları çoğu zaman en az 100 kelime hatırlayabilmektedir. ABD Dünya Hafızası şampiyonu ise bu tekniği kullanarak 120 rastgele sözcüğü hatırlayabilmişti. Teknikle sadece rastgele kelimeler hatırlamak zorunda da değilsiniz tabii ki. Önceki araştırmalar, bu tekniğin tıp öğrencilerinin sınavlarının iyi geçebilmesi adına öğrenmeleri gereken muazzam miktarda bilgiyi hatırlamasına yardımcı olmak için kullanılabileceğini göstermiştir. Öğrenilmesi ve uygulanması oldukça basit olan bu teknikle hatırlamak istediğiniz pek çok bilgiyi aklınızda bulundurabilirsiniz.

Sizi Şaşırtacak İlginç Bilgiler

Sizi Şaşırtacak İlginç Bilgiler

  1. Su samurları genellikle el ele tutuşarak uyurlar.
  2. Büyük Filozoflardan olan Leonardo Da Vinci bir eliyle resim çizerken aynı anda diğeriyle yazı yazabiliyordu.
  3. Taklitçi Ahtapot olarak anılan bu tür yalnızca renk değiştirmekle kalmıyor. Ayrıca Deniz Yılanı, Dil Balığı gibi bir kaç deniz canlısının şekline bürüne biliyor.
  4. Dünyada yaşayan İnsanların oluşumundaki atomlarda olan boşluklar çıkartılırsa, bütün insan nüfusu bir elmaya sığa bilir.
  5. 1960 Yıllarında CIA, Bazı Rus konsolosluklarında casusluk yapması için kedilere cerrahi yöntemler ile pil, mikrofon ve anten gibi dinleme cihazı aletleri yerleştirdiler.
  6. Dünyada yaşayan en zengin 3 aile, dünyanın en fakir 48 ülkeden daha fazla paraya sahip.
  7. Dünyanın en uzun trafiği 100 km ile 12 gün sürdü, araçlar günde 1 kilometre ilerleye biliyorlardı.
  8. Everest dağında tahminen 200’den fazla insan cesedi olduğu tahmin ediliyor.
  9. Ünlü Pulp Fiction adlı filmde bütün saatler 04.20’yi göstermektedir.
  10. Erkek aslan yönetimi eline geçirdiği taktirde, sürüdeki diğer tüm yavru aslanları katleder.
  11. Dünyada bulunan insanların 3’de 2’si hiç kar görmediler.
  12. Nesli tükenmiş olan Yünlü Mamut adındaki Mamut türü Mısır Piramitleri inşaatı sırasında varlardı.
  13. Bir insanın ortalama ömrü ile yürüyerek dünyanın etrafında 3 kere dolaşa bilir.
  14. Deniz analarının yüzde 95’i sudur.
  15. Charles Osborne adındaki bir adam tam 69 yıl boyunca hıçkırmıştır.
  16. Çok sert bir şekilde hapşırırsanız kaburga kemiğinizi kıra bilirsiniz.
  17. Sabahları geceye göre 1 cm daha uzun olursunuz.
  18. İneklerinde bizler gibi kardeş derecesinde dostları vardır ve onlardan uzaklaştıkları zaman stres yaşamaya başlarlar.
  19. Karda kendisini gizleyen bir kutup ayısı siyah burnunu patisi ile kapatır.
  20. Sivri sineklerin 47 dişi vardır.
  21. Bir insan uzun süre Midesiz, Dalaksız veya bir akciğer, böbrek ile yaşaya bilir fakat karaciğeri olmadan bir dakika bile yaşayamaz.
  22. Birinci dünya savaşı sırasında, Fransa ülkedeki bütün taksilere el koydu ve askerler bu taksiler ile cephelere götürüldü.
  23. Her insanın tıpkı parmak izi gibi, dil izleri’de farklıdır.
  24. Kahve sarhoş bir insanın ayılmasına değil daha fazla sarhoş olmasına yol açar.
  25. İnsanlar bir yılda en fazla 1460 rüya görürler.
  26. Ünlü besteci Beethoven bestelerini yapmadan önce kafasını soğuk suya sokardı.
  27. Şuana kadar bir kadının en fazla sahip olduğu çocuk sayısı 69 dur.
  28. Timsahlar daha derinlere bata bilmek için taş yutarlar.
  29. Çin’de İngilizce bilen ve konuşanların sayısı Amerika’dan daha fazladır.
  30. Bir yılan üç yıl boyunca uyuyabilir.
  31. Maymunlar uçak kazalarında ölen insanlardan daha fazla insan ölümüne sebep oluyorlar.
  32. İlk kule saati 1404 yıllarında Moskova’da yapıldı.
  33. 1900 Yıllarında Dünyadaki ısı değeri 0.7 derece arttı.
  34. Bir insan saçı 3 kilogram ağırlık kaldıra bilecek esnekliktedir.
  35. Kaju olarak bildiğimiz çerez türü aslında Kaju meyvesinin sapıdır.
  36. Ananas aslında bir meyve değildir, tarlada yetişir.
  37. Su aygırlarının sütleri pembe renktedir.
  38. Bal güneş görmezse bozulmaz.
  39. Mario oyununda karakter tuğlaları kafasıyla değil eliyle kırar.
  40. Evrende yer alan yıldızlar dünyadaki bütün kum taneciklerinden daha fazladır.
  41. Karpuz kızartıldığı takdirde tanecik yapısını kaybeder ve et görevi görür.
  42. Peynir ve bitter çikolata diş çürümesini önler.
  43. Tat alma duyusunun renklerle doğrudan ilişkisi vardır.
  44. İran ordusu 14 adet Sincabı ajan gerekçesiyle tutuklamıştır.
  45. Ayak kokusunun bir peynire veya cipse benzetiliyor olması aynı tür kimyasallar içermesidir.
  46. Bir bezelyeyi burnunuzdan içeri çekerseniz, ciğeriniz’de filizlenip büyüye bilir.
  47. Yavru filler bazen öfke nöbetleri geçirip kendilerini çamurun içerisine atarlar.
  48. Libya yüzde 99 u çöldür.
  49. Everest dağı her yıl 4 mm uzamaktadır.
  50. Ankaralı Namık aslında Muşlu’dur.

 

Hidrojen Bombası VS Atom Bombası

Dünyanın en ölümcül üç silahından ikisi arasında çok ciddi farklar mevcut. Atom bombasından katbekat güçlü olan hidrojen bombası, tamamen farklı prensiplere dayanıyor.

Dünyanın en güçlü silahları kuşkusuz olarak nükleer silahlar. Ancak Japonya’ya atılan atom bombaları ve sadece deneysel olarak fırlatılan hidrojen bombaları arasında kayda değer farklar var. Peki bu farklar neler? Haberimizde sizin için irdeledik.

Ortalama bir atom bombası, patlama ve radyasyon özelliğiyle on kilometre alan içerisindeki her şeyi harap edebilecek güçtedir. Şehir efsaneleri doğrudur; hamam böcekleri de gerçekten de radyasyondan etkilenmez ancak atom bombasının tek kozu radyasyon değil, patlama etkisidir. Sıradan bir atom bombası 30.000 TNT bombasının bileşiminden çok daha güçlüdür. Atom bombası patlaması kontrolsüzdür çünkü atomlar kararsız hale gelmiştir. Yapımı esnasında zenginleştirilmiş uranyum veya plütonyumdan yararlanılır. Tetikleme için gerekli fünye ise yüksek güçlü bir patlayıcıdır.  Atom bombası atomların bölünmesi esasına dayanır.

Hidrojen bombası ise bambaşka bir hikaye. Evet, bu silah Independence Day filminde karşılaştığımız kadar dehşet verici. Hidrojen Bombası, dünyanın en güçlü ve ürkütücü mimarilerinden biri. Sıradan bir hidrojen bombası gücünü bölünmeden değil birleşme prensibinden alır. Hidrojen bombasının gücü nükleer füzyondan ortaya çıkar. Füzyon reaksiyonunda çekirdekler birleşir ve güneştekilere benzer bir patlama gerçekleşir. Hidrojen bombası, radyasyon yayılımı açısından atom bombasından daha temiz bir silahtır ama yıkım gücü katbekat fazladır.

Hidrojen bombasındaki füzyon işletimini gerçekleştirmek için akıllara durgunluk veren bir ısı gerekir. Kısacası ya önce bombanın patlatılacağı alanda güçlü bir kimyasal işlem uygulanır ya da gerekli ısı için atom bombası patlatılır. Kimyasallarla ile bu tür bir etkileşim gerçekleştirmek son derece zordur ve atom bombası daha basit bir çözümdür. Bir hidrojen bombasının patlama gücü dünyadaki tüm savaşlarda kullanılan bombalarının kombinasyonundan daha fazladır.

Yine gerek atom bombası, gerekse hidrojen bombası çevresindeki her şeyi radyoaktif maddeye çeviren nötron bombası kadar korkunç değil. Uzaylılara fırlatılan hidrojen bombası etkileyici ama nötron bombası, kimyasal silah sınıfına girecek kadar ürkütücü.

Saniyenin Milyarda Birini Ölçen Saat

Saniyenin Milyarda Birini Ölçen Saati Nasa Yaptı .!
 Zaman kavramı, alanına göre farklı şekillerde ölçülebilmektedirler. Örneğin yavaş olaylar, takvimlerle ve saatlerle ölçülüyorlar. Peki saniyenin ‘milyarda biri’ nasıl ölçülüyor dersiniz?

Bilim insanları, saniyenin milyarda birini ölçebilen çok iyi bir saat geliştirdiler.

Araştırmacılar, doğru ölçüler alabilmek amacıyla Advanced Topographic Laser Altimeter System (ATLAS) adı verilen altı lazer ışını kullanılıyor. Dünya yüzeyine fırlatılan bu lazer, daha sonra yansıyarak geri dönüyor. Yolculuğun süresi yansıdığı yüzeyin yüksekliğine göre değişiyor ve asıl sorun tam da burada başlıyor: Işık çoook hızlı hareket ediyor, bu sebeple de ölçülebilmesi neredeyse imkansız hale geliyor. Bilim insanları, işte bu sorunu ortadan kaldırmak amacıyla müthiş bir saat geliştirdiler.

Lazerin birkaç fotonunun sinyal algılayıcısına göndermesiyle çalışmaya başlayan saat, uydu kayıtlarına kadarına kadar en ince detayları gözler önüne serebiliyor. Yerin yüksekliği hakkında önceden var olan bilgiyle ışınların tahmini geri dönüşünün hangi zamanlarda gerçekleştiği bu saat sayesinde belirleniyor. Mesela Himalayalar’a gönderilen bir ışının Hollanda’ya gönderilen bir ışından daha hızlı hareket etmesi gerekiyor.

 

Gönderilen sinyal geri geldiğinde, lazerin yeşiliyle tam olarak eşleşmeyen tüm fotonların ayrıldığı bir filtreden geçiyor. Bu filtreden geçen fotonlar ‘yeşil foton’ sayılıyorlar ve geri dönmeleri için geçen zaman, osilator (saniyede 100 milyon kez ‘tikleyen’ minik bir kristal) ile ölçülüyor. Bu ‘tikler’, foton sayıcıların üzerindeki elektroniklerle daha küçük parçalara bölünüyor ve yüzlerce piko-saniyelik bir doğruluk elde ediliyor. Saniyede yüzlerce kez uygulanan bu sistem sayesinde hedef arazinin tam olarak nasıl bir yer olduğu da müthiş bir doğruluk oranıyla ölçülebiliyor.

Korkutan Keşif: İnsanlar Zombilerden Korkuyorlardı

İngiltere’de keşfedilen bir mezarlığa ait kalıntılar, Ortaçağ’ın karanlık yüzüne ışık tutuyor.

Modern dünyanın en büyük apokaliptik efsanesi olan zombiler ile ilgili sayısız film ve dizi çekiliyor, oyunlar yapılıyor. Her eserin kendine ait zombi evreni onlara farklı özellikler yüklüyor ve günümüz dünyasında ya da gelecekte yaşanan bir hikayeye dönüştürülüyor.

Bir virüs bulaşır, salgın bir hastalık olur ve ölen insanlar artık bir insan değildir. Tıpkı hayvanlardaki gibi beslenme içgüdüleri, etçil oluşları ve acı hissetmemeleri tüm senaryoları yeterince ilgi çekici hale getiriyor. 80’lerden itibaren gittikçe popülerleşen zombi uyarlamalarının kaynağı elbette modern insanın hayal gücüdür. En azından İngiltere’de yapılan bu arkeolojik keşfi duyana kadar biz de öyle düşünüyorduk.

Arkeologlar, İngiltere’nin Yorkshire bölgesinde yapılan çalışmalarda ortaçağ köylülerinin, cesetlerin tekrar canlanmasını engellemek için onları tekrar “öldürdüklerini” keşfettiler. Merak edenleriniz için, 4 ila 50 yaş arasındaki kurbanların bulunduğu terk edilmiş Wharram Percy köyünün fotoğrafını hemen aşağıya bırakalım: 

 

Uyluk kemikleri ikiye kırılmış, başları kesilmiş ve kalpleri yakılmadan önce çıkartılmış cesetlerin kalıntıları işte bu köyde bulundu. Kimi kurbanların bu işlemler öncesinde hayatta oldukları tespit edilmiş. Ölülerin yeniden canlanmalarından korkan köylülerin oluşturduğu mezarlığın kalıntılarının incelenmesine devam ediliyor. Ancak bu aşamada bile ulaşılan sonuçlar oldukça ilgi çekici.

Bıçak izlerinin bulunduğu bir kemik örneği günümüze kadar korunmayı başarmış:

 

Bir insan tibiasının (bildiğimiz kaval kemiği) bu kısmı kurbanın bir saldırı sonucu öldürüldüğünü kanıtlar nitelikte. Araştırmacılara göre bu iz bir ok izi.

 

11. yüzyıldan itibaren yazarlar, yaşadıklarını dönemin toplum yapısını anlatan ve bu teorileri destekler nitelikte eserler ortaya koymuşlar. Cesetlerin canlanmaması için onların “tekrar huzursuz olacağı” inancı sonucunda “intikam alanlarını” oluşturan toplumlar olduğu söyleniyor. Hatta vücutlarının şeytani olarak geri döndüğünü anlatan farklı yazı kalıntıları da mevcut. Elbette dönemin salgın hastalıkları düşünüldüğünde bireylerin hastalık halinde ölü zannedilip gömülmesi ve tekrar hareket etmesi bile o dönemde yaşayan insanlar için ürkütücü olmaya yetmiştir.

Her ne olursa olsun cesetleri parçalayıp ateşe vermenin ya da gömmenin vahşice bir durum olduğu açık. Ancak kalıntılar ve araştırmalar, insanların bunları yapmak zorunda kaldıklarını gösteriyor.

Ustalıkla kesilen ve parçalanan kaval kemiklerinden bir kaçı daha:

Kalıntılar, söz konusu olaylara ait ilk kanıtlar:

İngiltere’nin köklü tarihi ile dikkat çeken Southampton Üniversitesi’nden bir ekip, bu tip olayların ilk kez arkeolojik kanıtlara sahip olduğunu söylüyor. Ekibin araştırmacılarından Simon Mays şunları söylüyor: “Wharram Percy köylülerinin ölülerin bacak kemiklerini kırarak mezarlarından çıkıp yürümelerini engelleme fikri, diğer araştırma sonuçlarına da uyum sağlıyor. Bize Ortaçağ inançlarının karanlık tarafını gösteren bu kalıntılar, Ortaçağ dünyasının bizimkinden ne kadar farklı olduğunu kanıtlıyor.”

yazarların keşfettiği bir diğer olasılık ise, yaşanan bir kıtlık sırasında yamyamlık eğilimiyle cesetlerin parçalanmasıydı. Zira kalıntılar arasında bulunan çene kemikleri ve dişlerin üzerinde başka insanlara ait kemik iliği ve beyin izlerine rastlandı. Kısaca o çene kemiğine sahip insan tarafından başka insanların organları yenmişti. 

Ancak araştırmacılar parçalanıp yakılan bedenlerin üzerindeki kesik izlerinin kıtlık sebebiyle yaşanan yamyamlık akımı sonucu gerçekleşmediğine daha yakın. Çünkü Ortaçağ’da yaşanan benzeri kıtlık vakalarında kesikler, büyük kas atmaçlarında yani et miktarının daha fazla olduğu bölgelerde bulunuyor. Wharram Percy köyündeki bu mezarlıkta ise bıçak izleri başta, boyun bölgesinde ve kaval kemiklerinde bulunuyor.

Bölgede bulunan 137 farklı kemiğin araştırılmasına hala devam ediliyor.